Atlas’ın Sihirli Dünyası- Salı

Oğlana isim düşünürken domain gözüyle baktık çocukcağızıma. Aman içinde Türkçe karakter olmasın, aman okulda arkadaşları dalga geçmesin, aman telaffuzu kolay olsun. Yaptığımız tüm listedeki isimlere kulp bulduktan sonra bıraktık. İsim anası çok yakın bir arkadaşım oldu. Atlas’ı söyleyince hemen Bulut’u da yapıştırdık önüne. İlham kaynağımız, David Mitchell’e burada sevgilerimizi iletmek isterim sizin aracılığınızla öncelikle. : )

Efendim konuma döneyim. Bu haftayı ana oğul haftası yaptık. Sabah kalktığımız saatten, akşam yatana kadar birlikteyiz. Kanguru ile Koala arasında değişen bir yaşam tarzımız var. Bazen ağaç misali sarılıyoruz saatlerce bazen de tişörtün altına girip çıkmıyoruz, sonumuz hayır ola!

Sabah yumurtalarımızı suya koyup, fırının yolunu tuttuk. Evdeki herkes sabah kahvaltısında taze ekmek yemek istediğinden illa o fırına gidilecek. Ekmek almaya giden kişi, ekmeğin köşesini kendi hak ettiğini düşünerek mutlaka yolda yiyecek. Tüm ekmeklerimiz köşesiz geliyor eve maalesef. Ben küçükken ekmek köşesi için değil de, para üstünü cebe atmayı tercih ederdim mesela. Bir süre sonra ekmek üstleri dönmeyince, tam para vermeye başlamışlardı. Neyse ki çabuk çakmadılar… : )

Güzel bir sabah kahvaltısından sonra, hamurla yaratıcılığımızı konuşturalım dedi küçük bey. Bu konuda ailedeki en yeteneksiz insan ben olabilirim. Eline alıyor bir parça hamur, bakkt, gemi diyor, deniz kabuğu diyor, vinç diyor. Ama sen yapmaya kalkınca beğenmiyor, beğenmiyor. Neyse ki, Posis Abum dışında pek talebi olmuyor benden. : )

Biraz topluma karışalım gel ana oğul dedim öğle uykusundan sonra. İlk minibüs yolculuğumuzu yaptık beraber. Her binene bindi her inene indi demekten yüreğimiz kurudu. : ) Sonra arkasından bir de metro patlattık. Orada çok gerildiği için fotoğraf çekemedim, kork kork diye diye yolculuk ettik. Ve Hİlltown’a  Playtown’da vakit geçirdik.

                  

1 saatlik aktivitemizin 50 dakikasını aynı kaydırakta kayarak geçirdik, etliye sütlüye bulaşmadık, oyuncak kavgası çıkarmadık. Arada bir iki denememizi top havuzunda gerçekleştirsek de, gene kürkçü dükkanına dönerek farklı stiller ile kaymaya devam ettik. Acaba kolundan mı, bacağından mı çekerek çıkartırım yoksa o kendini yere atarken “ Allah’ım sen büyüksün sabır ver” mi derim 1854451 kere diye düşünürken, telefonum acı acı çaldı ve vaktimiz dolduğu haberi geldi. Haberi ilettiğimde hiç tepki almadan, ayakkabılarımıza doğru yol aldık, giyindik ve çıktık. Karnımızı doyurup, evin yolunu tuttuk. Uyku saatimizi geçirdiğimiz için az biraz huzursuzduk ama hemencecik uyuduk. Tabii ki Beşiktaş marşıyla.

  • Gece uykusunu bölmemek için öğlen uykusu fotoğrafı koyayım dedim. : )

Yarın yeni bir aktivite bizi bekliyor! Tabii sizi de : ) Belki birileri yapacak bir şey bulamıyordur da, işe yarar bu günümüz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *